
İnsanın saçları deniz gibi olunca,
Hayatı da öyle oluyor...
''Murat Yılmazyıldırım Diyarbakır'a geliyormuş.'' Haberi ilk duyduğumda gözlerimde bir ışık belirdi. Güzel bir konserin üstüne pekâlâ keyifli bir söyleşide yapılabilirdi. Hemen telefonla irtibata geçip röportajla alakalı gereken görüşmelerimizi gerçekleştirdikten sonra, konser gününü beklemeye başladık.
Ve ılık bir ekim akşamı konserin verildiği salondayız. Düşlerin Ressamı'nın düşlerini dinlemeye gelenlerin gözünde garip bir ışıltı var. Salondaki herkes duruma hâkim belli ki kimsenin ilk Murat Yılmazyıldırım konseri değil bu. Takıları, yüzükleri, etnik kıyafetleri, uzun saçları ve o meşhur şapkasıyla gitarına ses veriyor ve genelin yabancı olduğu bir şarkıyla başlıyor konsere düşlerin ressamı, zaten hiçbir zaman en popüler 5-6 şarkısını arka arkaya söylediği görülmemiştir. ''Damdan düştüm ben''le sessizliğe daha bir derinlik katıyor, ön sıralarda oturanlar daha bir hayranlıkla izliyorlar sanatçıyı. Çünkü elindeki gitarı çalmıyor tabiri caizse konuşturuyor Düşlerin Ressamı. Daha 2. şarkıdan itibaren dinleyicilerini avucunun içine alıyor ve onları bir konserden ziyade teatral bir masalın içine dâhil ediyor. O büyüden kaçmak neredeyse imkânsız zaten kimsenin de kaçmak gibi bir düşüncesi yok, herkes gönüllü olarak dâhil oluyor bu hikâyeye. Albümündeki dinlediğimiz şarkılarının sözlerine doğaçlama bir şeyler ekleyerek bambaşka bir melodik keyif yaşatıyor dinleyenlerine düşlerin ressamı. ''Veremem sana acımı'' dediğinde salon adeta yıkılıyor ve istinasız herkes ezbere söylüyor bu şarkıyı. Şarkı aralarında yaptığı kısa konuşmalarda kimi zaman yaptığı esprilerle ortamı ısıtırken çoğu kez de söyledikleriyle hüzünlere boğuyor dinleyicilerini. İnsanın saçları deniz gibi olunca, hayatı da öyle oluyor. Dediğinde salonda alkış kopuyor. Düşsel bir masal onun konserleri. Gitmeyenler çok şey kaçırıyor.
Diyarbakır'daki tarihi Kervansaray Oteli'nin eşsiz güzellikteki bahçesinde Kameramanımız Ramazan ve müzmin asistanım Bekir ile birlikte gerçekleştirdiğimiz röportajımız aşağıda sizleri bekliyor. Röportajı sabah 8-9 sularında yaptık. Nedenini merak etmiyorsunuz sanırım?
İşte karşınızda;
Bir cennet öykücüsü, mistik şair, düşlerin ressamı, rüya işçisi, düş sokağı sakini...
O bir zaman oyuncu değil aslında, oyunun ta kendisi...
Son İstasyon: Öncelikle son albümünüz ile başlayalım isterseniz.Bundan önceki albüm isimlerinize baktığımızda hepsi birbirinden çarpıcı isimlerken, bu albüm neden adsız? Kral t.v'de klibinizin yayınlanmasıyla birlikte yeraltından yerüstüne çıkma süreciniz fiilen tamamlanmış mı oldu? Birde klip şarkınızdaki bayan vokal kim? İlk kez sizinle çalışıyor herhalde?
Murat Yılmazyıldırım: Yaşanan hayat bazen kelimelerin, anlamlarını soyuta doğru getirebiliyor. Anlam kendi anlamının içinde ismini yitirebiliyor. Işıktan karanlığa doğru bir geçiş... Özetle bu. Hiçbir zaman tam olarak yeraltında olmadım. Ne de tek bir klip kral TV de yayınlandı diye yerüstüne çıkmadım. O süreç benim dışımda geliştiği için o şekilde geçildi. Bayan vokale gelince: kendisi yeğenim olur. İlk kez benimle bir şarkıda yer aldı. Devamı gelecek.
Son İstasyon: İzleyenlerin kendilerini cennet bahçesine düşmüş gibi hissedeceği filminiz ne durumda, çekimlerin ne kadarı tamamlanabildi? Vizyona girmesi için ne kadar daha beklemek gerekecek?
Murat Yılmazyıldırım: Çok özel ve düşsel filmimin çok küçük bir bölüm dışında sadece montajı kaldı. Bazı şeyler zamanın ağırlığı altında gecikebiliyor. Her şey olması gerektiği an geldiğinde su yüzüne çıkacak.
Son İstasyon: Kendinize düşlerin ressamı diyorsunuz, dinleyicilerinizde bu ismi benimsedi aslında. Bu ismi ilk olarak ne zaman kullanmaya karar verdiniz? Düşleri resmetmek sizin için ne ifade ediyor?
Murat Yılmazyıldırım: Düşlerin ressamını cennet albümümle birlikte kullanacaktım aslında ama şirket zoruyla o albümü ve büyüyü kullanamadan çıkartmak durumunda kaldım. Bu ismi ilk kez kullandığım zaman 1998 yılında ki albümüm ''yelkenin gözyaşlarında ki masallarım biter adlı şarkım oldu''...''düşlerin ressamı hep mavileri seçer''...şarkım içinde geçen cümle buydu. Ayrıca dinleyicilerimin bu ismi benimsediklerinin farkındayım. Bu da beni çok mutlu ediyor. Çünkü anlam olarak içinde olağanüstü şeyler barındıran bir isimdir düşlerin ressamı. İşte bu anlamlardan yola çıkarak hayatın bizlere ne şekilde yansıması gerektiğini tablolarıma bakıp çok net görebilirsiniz.yaşam adına ve ölüm adına her şey vardır orada. Ve sonsuza kadar da olması gereken her şey resmedilecektir tablolarımda...
Son İstasyon: Yurtdışında kaydettiğiniz ve hâlâ yayınlanmayan albümlerinizden söz etmiştiniz daha önce, bu albümlerin akıbeti nedir? Birde bu albümler ne tarzda albümler yalnızca enstürmantel mi?
Murat Yılmazyıldırım: Yapmış olduğum çalışmalar 12 tane albümü kapsamaktadır. Bunlar yurtdışında değil Türkiye'de kayıt edilmiştir. Sadece zamanın akışı içinde albümlerimin çıkışını geciktiren nedenler olmuştur. Akıbet sanırım olumlu yöne doğru gitmektedir. Eğer bu albümleri çıkartmış olsaydım geçen kış raflarda yerini almıştı. Hem yurtiçi hem de yurtdışında. Geride kalan zamanı bilerek bugünlere sarkıttım ve sadece bekliyorum. Albümlerim tarz olarak şu ana kadar beni dinlediğiniz ve tanıdığınız şarkılarımdan çok çok uzakta ve çok başka boyutta. Sadece enstrümantal değil hem Türkçe söz hem de benim kendime ait olan dilimden oluşan şarkılardan bir bütün oluşturdular. Kısacası bu...
Son İstasyon: Gençliğinizde Budizm öğretisiyle ilgilendiğiniz bir döneminiz olmuş, albümlerinizde zaten çok derin bir mistizm etkisi mevcut. Siz Halil Cibran gibi dinler üstü bir düşünceden mi besleniyorsunuz yoksa inanış tarzınızda hâkim bir dinsel felsefe var mı? Mevlevilik, sufizm, tasavvuf gibi...
Murat Yılmazyıldırım: Bir insan olarak yaşadığım hayat boyunca tanrı'yı ve tanrı'nın yolunu her zaman kendime kılavuz bildim. Dünya da var olan bütün dinleri kendime kardeş saydım. İçerdikleri kutsal sözlere ve kutsal öğretilere sadık kaldım. Müslüman bir ülkede dünyaya geldim ve bunun boş yere bir dünyaya geliş olmadığının farkına vardım. Budizm, Mevlevilik, sofizm, tasavvuf ve daha birçok öğretileri de tanrı yolunda açan bir çiçek gibi görüp önlerinde saygıyla eğildim. Her şeyin ötesinde dünyaya başka bir boyuttan bakıyorum. Dünyadan ne kadar uzak gibi görünsem de aynı dünyaya kendimi çok yakın kılıyorum. Bir ezan sesiyle huzur bulup mezarlıkta yatan bütün insanlar için dua etmenin coşkusuyla yaşıyorum. Bir kilise çanı çalarken yankılanan melodik tınının gizeminde kalbimde bir rahatlama hissedebiliyorum. Sembollere tapan ilkel kabile insanlarının ismini bilmedikleri tanrı'ya, aslında ne kadar yakın olabildiklerini ve ne kadar saf bir kalp taşıdıklarını anlayabiliyorum. Bir ramazan ayı geldiğinde 30 gün boyunca oruç tutmanın olağanüstü huzurunu çocuksu kalbimin derinliklerinde hissedebiliyorum. Özetle: ben zamanın yol gösterici, ışıklar kuşanmış ve şu ana kadar farkına varılmamış şeylerin fark edilmesi için görevlendirilmiş bir tanrı kuluyum. Yolum sizleri sevginin kutsamış olduğu bir dünya cennetiyle karşılaştırmak. İster şarkılarımla, ister çıkan ve çıkacak olan kitaplarımla, ister bu ülkeye ve dünyaya göndereceğim söylemlerimle... Ben gökyüzünde sizlere göz kırpan ve gülümseyen bir yıldızım... Aranızda bir suret olarak dolaşıyorum ve kalbi güzelden geçenlere ve geçecek olanlara resimler sunuyorum yalnızca...
Son İstasyon: Ölümler çıplak gelir'i Barış Manço'ya yazmışsınız, bu şarkının hikâyesi nedir? Barış Manço'nun üzerinizdeki etkisi nedir?
Murat Yılmazyıldırım: Rahmetli Barış Manço vefat ettiğinde bir insan olarak çok üzülmüştüm. Çocukluğumdan beri tanıdığım sıra dışı insanlardan biriydi. İnsanlarla kurmuş olduğu diyalog ve evrensel kültürün içindeki konumu dolayısıyla bende güçlü bir etki yaratmıştır. Ben kendisini şarkıcı kimliğinin dışında daha çok sevdim. Ülke kültürüne ve dünya barışına sağladığı katkılardan, ülkemizdeki çocuklarla olan o unutulmaz programından ve yaşlılara katmış olduğu yaşama güzelliğinden ötürü ölümü beni derinden etkiledi. Kendisine ithafen yazmış olduğum ona yakın şarkıdan sadece bir tanesidir ölümler... Ruhu şad olsun ve mekânı cennet olsun. Kendisini tekrar saygı ve sevgiyle anıyorum.
Müziği aptalca bir politikayla kirletip kalabalıkları peşinden koşturan ahmak müzisyenlere her zaman karşı oldum.
Son İstasyon: Ses renginiz ya çok beğeniliyor ya da hiç beğenilmiyor bu bir şans mı sizce farkındalık açısından? Sizin şarkılarınızı başkaları yorumladığında aynı lezzet yakalanmıyor çünkü bir türlü?
Murat Yılmazyıldırım: Öncelikle beğenmeyenler şöyle bir karşıma gelsinler. Sanat hakkında, hayat hakkında, yaşanan zaman ve ölüm hakkında benle karşılıklı bir sohbet etsinler. Şarkılarımı eşekkulağıyla değil de insan kulağıyla dinlesinler. Farklı olan bir şeyi fark edebilmenin zenginliğini tadabilsinler. Eleştiriyi alışkanlık haline getiren düşüncelerden arınabilsinler. Kendilerine sunulan şeyin sadece bir sesten ibaret olmadığını algılayabilsinler. Benim nelerin peşinde olduğumu ve insanlık adına neler kurguladığımı görebilsinler. İşin şarkı söyleme boyutuna gelince; klişe ve birbirine benzer renklerden oluşan ses kalabalığında boğulmuş olduklarının farkına varamıyorlarsa eğer beni bir kez daha değil, yüzlerce kez değil, binlerce kez değil, onbinlerce kez değil, yüz binlerce kez değil, milyonlarca kez değil,şimdi burada durmak zorundayım çünkü birazcık daha yükselirsem ömürleri vefa etmeyebilir. Ben onların işin şaka tarafı bir yana tekdüze olmuş kalıplardan biraz olsun sıyrılmaları gerektiğini ve benim ses rengimin hiç kimsede olmadığını hiç kimseyle bir benzerlik taşımadığını ve en önemlisi şekilden şekle girebilecek kadar sonsuz bir kapıya açıldığını fark etmelerini isterim. Ben fiilen yapmış olduğum bütün şeylerin arkasında durabilecek kadar kudretli, imtiyaz sahibi ve iddialı bir insanım. Hadi gelin şunun adına deli bir dahi diyelim. Kendisini cennetin müzisyeni olarak ilan etmiş deli bir dahi. Hepinizi çok seviyorum ve cennetime bekliyorum. O an geldiğinde cennet kapısından içeri girerseniz eğer benim müziğimi ve benim sesimi duyacaksınız.Sizleri gülümseyerek karşılayacağım ve hoş geldiniz diyeceğim. Eğer dünyadaki günlerinizi hatırlarsanız eleştirinizden dolayı masumane bir gülümseyişle göz göze geleceksiniz benimle. Küçük bir hikâye anlattım size; hayata ve ahrete dair.
Son İstasyon: Peki, müzikte politik söyleme karşı mısınız?
Murat Yılmazyıldırım: Müziği aptalca bir politikayla kirletip kalabalıkları peşinden koşturan ahmak müzisyenlere her zaman karşı oldum. Çünkü müzik tanrı'nın bu dünyadaki dilidir. Ruhsal bir resmidir. Kirletileme, politikaya alet edilemez ve kalabalıkları silahlanmaya teşvik edemez. Bu günahtır. Hem de affı olmayan bir günahtır. sonuçta her ne fraksiyon olursa olsun insanlar kutuplara ayrılıyor ve birbirlerine düşman oluyorlar. Müzik bunun bir parçası olamaz. Müzik ruhunda cennetin yansımalarını taşır. Zaten tanrı ya inanmayan bir insan müziğin gerçek amacının ne olduğunu anlayamaz. Şiirsel bir karşı çıkışla ya da yaşamsal bir güzelliği estetik bir biçimde sunan müziğe gönlümün kapısı her zaman açıktır. İnsanca, insanları birbirinden ayırmadan ve kalplerde yıkıntılar yaratmadan. Zamanın kapısı ışıklara doğru açılıyor. Sadece bakmanız yeterli. Orada sevgiden başka hiçbir şey yok. Öyleyse bakın. Bataklıkları davet etmeden ve kendinizi üzmeden. Ve tek bir tanrı kulunu bile öldürmeden.
Son İstasyon: Siyaset kurumu için ne düşünüyorsunuz?
Murat Yılmazyıldırım: Kokuşmuşlar ordusu.
Mezar taşımda''düşlerin ressamı son resmini tamamladı ve aranızdan huzurla ayrıldı'' diye yazsın. Yani son resim benim ölümümdür.
Son İstasyon: Yayınlamış olduklarınız arasından gerek yorum gücü açısından gerek de müzikalite açısından sizde ayrı bir yeri olan albümünüz var mı?
Murat Yılmazyıldırım: İlk düş sokağı hariç, yorumlama ve müzikalite açısından özgür ve düşler peşinde koşan bir kuşun en yükseklere doğru kanat açışı gibi yükselişidir diğer bütün albümlerim. Bu çok net olarak fark edilmektedir. Bir hamle sonra daha yukarıya. Sonra daha yukarıya. Sonra daha da yukarıya. Onun içindir ki müziğimi yerin yedi kat altından aldım yani keşfettim. Yerin yedi kat üstüne (yani dünyaya) çıkardım ve geliştirdim. Şimdi göğün yedi kat üstüne doğru götürüyorum. Gözlerinize görünen gökyüzündeki o parlayan ve yol gösteren yıldız, göğün yedi kat üstüne ulaştığında ışığını içine çekecek ve kayıp gidecek; sonsuz bir huzurla ve sonsuzluğu sonlandıran o yükselişin melodik ve şiirsel anlatımıyla. Şarkılarım o zaman o kapıdan içeri girecek. Yani cennet kapısından. İşin özü; her albümüm bir diğerinden biçimsel, anlatımsal, içerik ve müzik yapısı bakımından hep bir basamak önde olacak. Çünkü ruh ve beden halim her albümde farklı cephelere ve farklı savaşlara götürüyor beni. Onun için ben düşlerin ve düşlerinizin ressamıyım.
Son İstasyon: Sürekli düşlerden söz etmeniz birazda gerçeğin sıkıcılığından mı kaynaklanıyor?
Murat Yılmazyıldırım: Ben çocukluğumdan beri sınırsız düşlerle yaşamış olan biriyim. Onun içindir ki, ilk albümü yayınlamadan önce aklımdan geçen sözcüğü yani düş sokağını gerçeğe dönüştüren kişiydim. Sonrasında düşlerin ressamı adı altında müzik hayatıma devam ettiğim gibi. Düş, beni dünya ile sorgulattıran ve var olan gerçeğin görünmeyen tarafını bana ve sizlere gösteren soyut sevgilimdir. Tıpkı cennet gibi...
Son İstasyon: ''Seni tanımayan yok bu şehirde'' şarkısına gelmek istiyorum. Bu şarkının hikâyesi nedir? Bir hayat kadınına yazıldığı söyleniyor internetteki bazı forumlarda, neredeyse 20 yıllık bir şarkı. Yazılma hikâyesinden biraz söz eder misiniz?
Murat Yılmazyıldırım: Bu şarkı 1990 yılında sevgili dostum Mustafa Çırak'la deniz kenarı yakınlarında ki bir tarlada ki incir ağacının altında ortaya çıkmış, yaklaşık 45 dakikadan oluşan bir doğaçlama şarkıdır. Bir hayat kadınına ithaf edilmiş bir şarkı değildir. Nereden böyle bir şey çıkmıştır; hakikatten merak etmekteyim. Bu şarkı bir sevgiliye, bir kente, yaşanılmış ve yaşanılmamış hayata, dünyaya ve aşka gönderilmiş sözcüklerden oluşan bir şarkıdır. Bazı kavramlar ve semboller gerçekle ilintilidir ama geneli kaplamaz. Sizler sadece albümde ki halini bildiğiniz için tüm detaylarından uzaksınız. Kısacası bu...
Dünyanın kabuğunu kırıp yeni bir yörünge yaratma çabası içinde olan beyaz perdeciyim.
Son İstasyon: Müziğiniz aslında çok mutlu bir insanı bile depresyona sokacak kadar melankolik ve hüzünlü. Acıdan doğar insan diyorsunuz, müziğinizin çıkış noktası acı mı?
Murat Yılmazyıldırım: Depresyon sonu mutlu bitecekse yararlı ve güzel bir şeydir. Melankoli ve hüzün hayatın içinde olması gereken ve insanı farkında lığa doğru götüren soyut ve somut kavramlardır. Bebek doğarken anne acı çeker. Ama bu acı çekişin sonunda mutlu bir tablo ortaya çıkar. Bebekte dünyaya geldiğinde ağlar. Zaman geçtikçe ve ilk meme ile buluştuğunda onu mutlu eden ilk anlamla tanışmış olur. Hayatın anlam buluşudur bu.Acı vazgeçemeyeceğimiz bir besindir. Pişiren, pişirdikçe de olgunlaştıran. Sonunda tatlı çöreği yediren. Mutluluğun karşıtı gibi görünse de acı, mutluluğu yaratandır aslında. Tıpkı kutsal bir şey için acı çekmenin cennetle ödüllendirilmesi gibi. Her şey sevgiyle başlar ve sevgiyle biter. Ama her sevginin içinde de acı her zaman vardır ve olacaktır. Bu sevginin uzağında yaşamamızı gerektirmez. Aslolan sevgidir...
Son İstasyon: Facebook'ta Murat Yılmazyıldırım dizi müziği yapsın adlı bir grup var. Aslında sizin tarzınıza bir dizi ya da film müziği çok yakışırdı. Hiç düşünmediniz mi böyle bir şey?
Murat Yılmazyıldırım: Hiçbir zaman dizilere ve dizi müziklerine sıcak bakmadım. Çok sevdiğim bir kardeşim ve dinleyicimin bana bir dizi müziği teklifinde bulunduğunda, istemeyerek de olsa kabul etmek durumunda kaldım. Hayat bazen böyle zıtlıklar yaşatabiliyor insana. Benim bu konuda ki en büyük idealim; çekmiş olduğum ve çok az bir bölümü kalmış olan uzun metrajlı filmime yapmış olduğum müziklerin bir an önce gösterime girip sinemaseverler ve dinleyicilerimle buluşmasıdır. O anın gerçekleşmesini bekliyorum; büyük bir sabır göstererek.
Yaratılmış ve yaratılmamış sevgilerin ve sevgilerimizin bekçisiyim.Tanrı'nın müşahedesi altında...
Son İstasyon: Çok sık albüm çıkarmanız eleştiriliyor?
Murat Yılmazyıldırım: Beni yine konuşturacaklar şimdi. Bu eleştiri denen şey ne yapışkan bir şeydir; eleştirinin hangi koşullarda gerçekleşmesi gerektiğini bilemeyenlerin diline pelesenk olacak bir kavram değildir. Az albüm yapsam bunun adı üretken değil olur ve başka şekilde eleştirilir. İki, iki buçuk yılda bir albüm çıkarsam bunun adı normal olur&.Şimdi burada duralım, normallik ya da anormallik üzerine birazcık sohbet edelim: üretimden ve yaratıcılıktan uzakta yaşayan insanlar için yani normal yaşayan ve dünyaya soyut bir noktadan sanatçı gözüyle bakamayanlar için, albümler arasındaki zamanın hangi sürelerle sınırlandırılacağını saptamak, asla mantıklı ve tutarlı değildir. Hadlerine düşmez. Bana kalsa her hafta bir albüm çıkarmak isterim. Bu potansiyeli, bu üretkenliği sağlayacak donanım içindeyim. Müzik yapmak benim için her gün su içmekle eş değerdir... Ya da yemek yemekle. Benim için bir ibadettir ve tanrı'yla tinsel anlamda sohbet etme şeklidir. Ben müziğimi önce tanrı'ya yaparım. Önce onunla paylaşırım. Popüler anlamda ve pop camiasına hizmet eden ve buradan cukkayla para götürmeyi düşünen bir adan olsaydım, iki, üç yılda bir albüm yapar, kalben mutsuz bir insan olarak kendimi insanlara reklam ederdim. Ben bütün insanlar gibi sınırlı bir ömre sahibim. Bu yüzden elimdeki şarkıları çok albüm yaparak tüketmeli, benden öteye taşıyabilmeliyim. Benim görevim insanlara ve kalbi güzel olanlara, dünyaya safça ve tertemiz bakanlara olabildiğince bir şeyler vermek, renkler katmak, farkındalık sağlamak ve onlara ışık sunmaktır. Ben ancak böyle huzurlu ve mutlu olabilirim.
Son İstasyon: Dinleyicilerinizle olan ilişkileriniz birçok sanatçıdan faklı sanırım. Onlar sizi bir şarkıcı gibi değil de bir öğretici bir yol gösterici olarak görüyor galiba?
Murat Yılmazyıldırım: Az önceki cevabın sonlarında dile getirdiğim sözcüklerin içinde bu sorunun karşılığı yatıyor zaten. Benim amacım sadece müzik yapmak değil. Müziğimin içinde de var olan sihirli melodiler ve kuşatan sözcüklerle insanlara kılavuz olmaktır. Ben aynı zamanda bir yazarım. Mistik bir şairim. Görünmeyenleri resmeden bir ressamım. Dünyanın kabuğunu kırıp yeni bir yörünge yaratma çabası içinde olan beyaz perdeciyim. Politikanın çok uzağında duran ama derin bir düşünce sarmalıyla sarmalanmış olan bir öğreticiyim. Bir söylem adamıyım. Kısaca yaratılmış ve yaratılmamış sevgilerin ve sevgilerimizin bekçisiyim. Tanrı'nın müşahedesi altında...
Son İstasyon: 2003 yılında ''Serbest vezin sembolik şizofreni'' adlı bir roman yayınladınız. Öncelikle okuyucularınızın bu kitabı hiçbir yerde bulamadıklarını belirtelim. Yeni baskı düşünülüyor mu? Ayrıca bunun dışında başka kitap projesi var mı? Birde bu kitabınız adıyla da çok konuşuldu neden ''Serbest vezin sembolik şizofreni''?
Murat Yılmazyıldırım: Öncelikle, kitabım basılmadığı için bulunamıyor. Yeni baskı olacak. Hatta geçen haziran ayında tekrar kitapçılarda satılıyor olacaktı. Matbaada ki bir bilgi eksikliğinden ve hiç hesapta olmayan bir pürüzden dolayı basıma giremedi. Sanırım o sorun yakında giderilecek ve ek olarak yanında başka bir kitabımda onunla birlikte basılacak. Daha sonra da en son yazdığım bir romanım onu takiben çok uzak olmayan bir zaman içinde kitapçılarda ki yerini alacak. Kitabımın ismine gelince: düşlerin iç içe girdiği ve benim onlarca kahramanın varlığına büründüğüm düşsel bir dünya da, sembolik bir geçekliğin izleri üzerinde serbestçe dolaşan ve kelimeleri rüzgârların içinde yazan bir laf cambazı olarak yarattığım düşsel gerçekliğe, kendini ve kendinden doğan karakterleri inandıran bir şizofren edasıyla masumane bir sahnenin yaratılış ve tasvir ediliş biçimidir; sergilediğim her şey. Çünkü o her şey dediğim bütün sözcükler serbest bir yol alış içinde seyahat etmişlerdir. Asıl olan Cennet albümümdeki Serbest Vezin Sembolik Şizofreni adlı şarkımın kitabın finalinde, gerçek hayatın içinde ki evle birlikte gökyüzüne doğru yayılarak yolculuk etmesi ve bu şarkımın içinde ki anlam hazinemin içindeki bütün sembolleriyle birlikte bütün kitabı bir tek şarkı içinde toplayıp gerçek dünyadan sonsuz dünyaya doğru bir düş tadında götürmesidir. Biraz karışık ta olsa temel neden budur.
Son İstasyon: Yazmak ile müzik yapmak arasından nasıl bir köprü kuruyorsunuz anlam dünyanızda?
Murat Yılmazyıldırım: Yazmakla müzik yapmak arasında hiçbir zaman bir köprü kurmadım. Köprüler insanları bir bölgeden başka bir bölgeye geçirmek için kurulurlar. Bense yaptığım her işte anlamları ve ortaya çıkacak olan sonuçları birbirleriyle ilişkilendiririm. Kendi içinde tırnaklar açarım geniş sözcükler yaratan. Yazmak hem müziğimi hem de müzik dışında ki akan hayatımı şekillendiren ve beni olgunlaştırıp doygun hale getiren sihirli bir eylemdir. Tıpkı müziğimin sihirli oluşu gibi. İkisini de birbiriyle kaynaştırırım. Bunu yaparken onları kalbimde pişiririm önce. Sonra onları kalbimden alıp dudaklarıma götürüp yerim ve yutarım. İşte gerçek doygunluk budur. Ürettiğini içinden alıp tekrar içine geri göndermek. Bu sonsuza kadar böyle olacaktır. Çünkü sonsuzluk dıştaki değil, içte ki köprüdedir. Yani içindedir. Kalbindeki hazinededir.
Son İstasyon: Dergimiz aracılığı ile düş sokağını unutamayanlara ve sevenlerimize ileteceğiniz bir mesajınız var mı?
Murat Yılmazyıldırım: Eğer illaki mesaj iletmemi istiyorsanız, yukarıda ki cevaplar içerisinde hayata yönelik açıklamalar yeteri kadar mevcuttur. Bunları illaki bir mesaj olsun diye yazmadım. Hayata bakış açım ve beklentilerim, insanlarla ortak müşterekte bir mutluluk yaratacaksa eğer bu paylaşılan hayatın ödülü olmalıdır ve işin doğrusu da budur.
Son İstasyon: Son olarak 'Son İstasyon' için neler söyleyeceksiniz?
Murat Yılmazyıldırım: Çok fazla vakit bulup inceleyemememe rağmen genel başlıklar adı altında küçük küçük de olsa okuyup bilgilendim ve derginizin nitelikli bir temele oturmuş olduğunu fark ettim. Bu çıkmış olduğunuz yolun doğru bir yol olduğunu gösteriyor. Kendim adına ve sizler adına mutlu oldum. Paylaştığımız bu söyleşi şeklindeki birlikteliğimiz için sizlere teşekkür ediyor, hayatınızın huzurlu, kötülükten uzak ve başarılarla dolu olmasını diliyorum.
Küçük bir hikâye anlattım size;
Hayata ve ahrete dair.
Hepinizi çok seviyorum ve cennetime bekliyorum. O an geldiğinde cennet kapısından içeri girerseniz eğer benim müziğimi ve benim sesimi duyacaksınız. Sizleri gülümseyerek karşılayacağım ve hoş geldiniz diyeceğim. Eğer dünyadaki günlerinizi hatırlarsanız eleştirinizden dolayı masumane bir gülümseyişle göz göze geleceksiniz benimle. Bir insan olarak yaşadığım hayat boyunca tanrı'yı ve tanrı'nın yolunu her zaman kendime kılavuz bildim. Dünya da var olan bütün dinleri kendime kardeş saydım. İçerdikleri kutsal sözlere ve kutsal öğretilere sadık kaldım. Müslüman bir ülkede dünyaya geldim ve bunun boş yere bir dünyaya geliş olmadığının farkına vardım. Budizm, Mevlevilik, sofizm, tasavvuf ve daha birçok öğretileri de tanrı yolunda açan bir çiçek gibi görüp önlerinde saygıyla eğildim. Her şeyin ötesinde dünyaya başka bir boyuttan bakıyorum. Bir ezan sesiyle huzur bulup mezarlıkta yatan bütün insanlar için dua etmenin coşkusuyla yaşıyorum. Bir ramazan ayı geldiğinde 30 gün boyunca oruç tutmanın olağanüstü huzurunu çocuksu kalbimin derinliklerinde hissedebiliyorum. Özetle: ben zamanın yol gösterici, ışıklar kuşanmış ve şu ana kadar farkına varılmamış şeylerin fark edilmesi için görevlendirilmiş bir tanrı kuluyum. Yolum sizleri sevginin kutsamış olduğu bir dünya cennetiyle karşılaştırmak. Aranızda bir suret olarak dolaşıyorum ve kalbi güzelden geçenlere ve geçecek olanlara resimler sunuyorum yalnızca... Bu sonsuza kadar böyle olacaktır. Çünkü sonsuzluk dıştaki değil, içte ki köprüdedir.Yani içindedir. Kalbindeki hazinededir. Yaratılmış ve yaratılmamış sevgilerin ve sevgilerimizin bekçisiyim. Tanrı'nın müşahedesi altında... Mezar taşımda''düşlerin ressamı son resmini tamamladı ve aranızdan huzurla ayrıldı'' diye yazsın. Yani son resim benim ölümümdür.
II. BÖLÜM
Unutamadığınız bir film karesi var mı?
''Kelebek'' filminin en son sahnesi.
Mezar taşınızda ne yazmalı?
Mezar taşımda''düşlerin ressamı son resmini tamamladı ve aranızdan huzurla ayrıldı'' diye yazsın. Yani son resim benim ölümümdür.
Sizce yalnızlığın başkenti neresidir?
Yalnızlık Allah'a mahsustur. Dolayısıyla başkent tanrı'nın var olduğu her yerdir.
En beğendiğiniz Türkçe kelime?
Acı
Yüreğinizde darp izi var mı?
Sonsuz
Siz hangi zamanın oyuncususunuz?
Ben zaman oyuncusu değilim. Oyunun ta kendisiyim.
Aşkı darağacında görseniz sehpasını tekmeler misiniz?
Aşk darağacında olamayacak kadar kutsal ve masum bir şeydir.
Bir mutluluk rüyanız var mı?
Ben zaten bir düş yaşıyorum hayatımda. Bunun içindir ki mutluluk bana bir düş zarafetiyle gelen ve gelendedir.
DÜŞLERİN RESSAMI İLE 10 DA 10
Düş: Sonsuzluk
Murat Çelik: Kader
Demet: Giyotin
Hüzün: Pişmek
Aşk: Gözyaşı
Ölüm: Huzur
Polis: Koruyucu
Yelken: Düş
Şiir: Mitoloji
Cennet: Nimet
KONUŞAN: Güven ADIGÜZEL
Not: Son İstasyon Dergisi satış noktaları :
http://sonistasyon.net/liste.doc